CEMAAT VE TARİKATLERİN DİNDEKİ ROLÜ
CEMAAT VE TARİKATLER
CEMAAT VE TARİKATLERİN DİNDEKİ ROLÜ
Elbette. Burada önemli bir ayrım yapalım: Kur’an, insanların bir araya gelmesini veya dayanışma içinde olmasını yasaklamaz. Sorun, bir grubun kendisini dinin temsilcisi ve ölçüsü hâline getirerek Kur’an’da bulunmayan hükümleri dine eklemesi, kendi yorumlarını sorgulanamaz kabul ettirmesi ve insanları Allah’ın kitabından ziyade gruba bağlamasıdır.
Aşağıdaki çalışma bu çerçevede, ayetleri merkeze alan bir sunum metni olarak hazırlanabilir:
CEMAAT VE TARİKATLARIN İSLAM ANLAYIŞINA VERDİĞİ ZARARLAR
Giriş: Sorun Cemaatleşmek mi, Dini Bir Grubun Tekeline Almak mı?
Kur’an, insanların iyilik ve takva konusunda yardımlaşmasını ister:
«“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın...”
Maide 5:2»
Dolayısıyla insanların bir araya gelmesi, dayanışması ve ortak amaçlar için çalışması başlı başına yanlış değildir.
Asıl problem, bir topluluğun zamanla kendisini İslam’ın ölçüsü hâline getirmesi; kendi ürettiği kuralları, gelenekleri, ritüelleri ve liderlik anlayışını dinin ayrılmaz parçaları gibi sunmasıdır.
Kur’an’ın temel ölçüsü ise açıktır:
«“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
Yusuf 12:40»
Bu nedenle mesele “cemaat var mı, yok mu?” meselesinden çok, dinin kaynağı ve ölçüsü kimdir? sorusudur.
---
1. DİNE ALLAH'IN İZİN VERMEDİĞİ HÜKÜMLERİ EKLEMEK
Cemaat ve tarikat anlayışlarının en önemli problemlerinden biri, zaman içerisinde kendi uygulamalarını dinin bir parçası hâline getirmeleridir.
Kur’an bu konuda çok açık bir soru sorar:
«“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine din olarak belirleyen ortakları mı var?”
Şura 42:21»
Buradaki temel problem şudur:
Allah'ın din olarak belirlemediği bir şeyi, insanlar din hâline getirebilir mi?
Kur’an’ın cevabı hayırdır.
Bir uygulama kültür, gelenek veya kişisel tercih olarak yapılabilir. Fakat “Bunu yapmayan dinen eksiktir, Allah katında yanlıştır, mutlaka yapılmalıdır” denildiği anda mesele değişir.
Çünkü artık bir din hükmü ortaya konmaktadır.
---
2. “ALLAH BUNU HARAM KILDI” DEMEDİĞİ HALDE HARAM-HALAL ÜRETMEK
Kur’an insanları bu konuda da uyarmaktadır:
«“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesiyle, ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin...”
Nahl 16:116»
Allah’ın helal veya haram kılmadığı bir konuda kesin dinî hükümler üretmek, insanın kendi sözünü Allah’ın hükmü konumuna yükseltmesidir.
Bu nedenle;
- Kur’an’da bulunmayan bir ibadeti zorunlu hâle getirmek,
- Kur’an’da bulunmayan bir yasağı Allah’ın yasağı gibi sunmak,
- Bir tarikatın özel uygulamasını bütün Müslümanlar için dinî zorunluluk kabul etmek,
- Bir liderin sözünü sorgulanamaz dinî hüküm hâline getirmek,
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüyle ciddi şekilde sorgulanmalıdır.
---
3. GELENEĞİ VAHİYİN ÖNÜNE GEÇİRMEK
Kur’an, insanların yanlışlarını savunurken sık sık “atalarımız böyle yapıyordu” anlayışına dikkat çeker:
«“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler...”
Bakara 2:170»
Burada önemli olan “atalar” kelimesini sadece aile büyükleri olarak anlamamak gerekir.
Bir toplumun yüzyıllar içerisinde oluşturduğu:
- gelenekler,
- dinî ritüeller,
- mezhepsel kabuller,
- tarikat uygulamaları,
- şeyh-mürid ilişkileri,
- kültürel din anlayışları
de sorgulanmadan “din” kabul edildiğinde aynı problem ortaya çıkabilir.
Kur’an ise ölçüyü geçmişte değil, Allah’ın indirdiğinde aramaktadır.
---
4. DİNİ BİR LİDERİN VEYA GRUBUN TEKELİNE VERMEK
Kur’an, insanların dinî otoriteyi insanlara devretmesini eleştiren çok çarpıcı bir örnek verir:
«“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler...”
Tevbe 9:31»
Burada insanlar o din adamlarına mutlaka “Sen benim rabbimsin” demiş olmak zorunda değildir.
Asıl mesele, onların koyduğu hükümleri Allah'ın hükmü gibi kabul etmeleridir.
Dolayısıyla bir şeyh, hoca veya cemaat önderi:
“Benim sözüm sorgulanmaz.”
noktasına geldiğinde problem başlamaktadır.
Kur’an ise hiçbir insanı böyle bir konuma yerleştirmez.
---
5. “BİZİM CEMAAT DOĞRU, DİĞERLERİ YANLIŞ” ANLAYIŞI
Kur’an, dinin parçalanmasını açıkça eleştirir:
«“Dinlerini parçalayıp gruplara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur.”
En'am 6:159»
Bir başka ayette:
«“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”
Âl-i İmran 3:103»
Burada “Allah’ın ipi” konusunda farklı yorumlar bulunmakla birlikte, Kur’an merkezli yaklaşım açısından temel nokta açıktır:
Birleştirici ölçü Allah’ın vahyidir; grup kimliği değildir.
“Bizim cemaat”, “bizim şeyh”, “bizim yol”, “bizim silsile” anlayışı Allah’ın kitabının önüne geçtiğinde, İslam’ın yerine grup kimliği konulmuş olur.
---
6. HER GRUBUN KENDİSİNİ HAKLI GÖRMESİ
Kur’an insanların gruplara ayrıldıktan sonra kendi ellerindekiyle övünmelerine dikkat çeker:
«“Her grup kendi elindekiyle sevinip böbürlenmektedir.”
Rum 30:32»
Bu durum günümüzde şöyle görülebilir:
“Bizim cemaat en doğru cemaat.”
“Bizim şeyh hakikate ulaşmış kişidir.”
“Bizim yolumuzdan gitmeyen eksiktir.”
“Bizim uygulamamızı kabul etmeyen doğru İslam’ı yaşamıyordur.”
Böylece İslam ortak paydası küçülür, cemaat kimliği büyür.
---
7. KUR'AN'DA OLMAYAN UYGULAMALARI “İBADET” OLARAK SUNMAK
Bir davranışın güzel veya faydalı olması başka, onu Allah tarafından emredilmiş ibadet olarak sunmak başkadır.
Kur’an şöyle sorar:
«“Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?”
A'râf 7:32»
Buradaki temel ölçü şudur:
Din adına hüküm koymak Allah’a aittir.
Bu nedenle bir cemaatin kendi oluşturduğu uygulamalar;
- kişisel eğitim yöntemi,
- kültürel gelenek,
- disiplin yöntemi,
- manevi çalışma
olarak görülebilir.
Fakat bunların “Allah’ın emri” olduğu iddia ediliyorsa bunun Kur’an’dan delili aranmalıdır.
---
8. KUR'AN'IN YERİNE ŞEYHİN SÖZÜNÜ KOYMAK
Bir insanın sözü, ne kadar değerli veya tecrübeli olursa olsun, vahiy seviyesine çıkarılamaz.
Kur’an şöyle der:
«“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa size Kitabı ayrıntılı olarak indiren O’dur.”
En'am 6:114»
Bu ayet, dinî hüküm konusunda temel bir ölçü ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla:
“Şeyh böyle söyledi.”
bir Kur’an delili değildir.
“Bizim cemaatimiz böyle uyguluyor.”
bir Kur’an delili değildir.
“Yüzyıllardır böyle yapılıyor.”
da tek başına Kur’an delili değildir.
Din söz konusu olduğunda ölçü Allah’ın vahyidir.
---
9. SORGULAMAYI ENGELLEMEK
Bazı cemaat yapılanmalarında liderin veya grubun sözünün sorgulanması hoş karşılanmaz.
Oysa Kur’an insanı düşünmeye, akletmeye ve delil istemeye çağırır.
«“Eğer doğru sözlüyseniz delilinizi getirin.”
Bakara 2:111»
Kur’an körü körüne itaati değil, bilinçli imanı öne çıkarır.
Bu nedenle:
“Şeyh böyle dedi, tartışılmaz.”
anlayışı Kur’an'ın sorgulayıcı yaklaşımıyla bağdaşmaz.
Mümin, Allah’ın kitabına göre düşünmeli ve gerektiğinde kendisine aktarılan bilgiyi sorgulamalıdır.
---
10. DİNİ ZORLAŞTIRMAK
Kur’an’ın sunduğu din anlayışı insan hayatını gereksiz yüklerle ağırlaştırmak değildir.
«“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.”
Bakara 2:185»
Yine:
«“Allah size dinde herhangi bir güçlük yüklememiştir.”
Hac 22:78»
Eğer insanlar Kur’an’ın getirmediği sayısız kural ve ritüelle kuşatılırsa, İslam toplumun gözünde yaşanması zor bir sisteme dönüşebilir.
Böylece Kur’an’ın sade ve doğrudan mesajı yerine insanların oluşturduğu dinî yükler öne çıkar.
---
11. İSLAM'IN YANLIŞ TEMSİL EDİLMESİ
Cemaat ve tarikatların İslam'a verdiği en büyük zararlardan biri de burada ortaya çıkabilir:
İnsanlar Kur’an'ı değil, Müslümanların davranışlarını görür.
Eğer bir cemaat;
- çıkar ilişkileriyle anılıyorsa,
- lider merkezli bir yapı oluşturuyorsa,
- insanları birbirinden üstün görüyorsa,
- sorgulamayı engelliyorsa,
- Kur’an’da bulunmayan hükümleri din diye sunuyorsa,
- ahlak yerine aidiyeti öne çıkarıyorsa,
toplum bunu İslam'ın kendisi zannedebilir.
Oysa Kur’an güzel davranışın önemini sürekli vurgular.
«“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder...”
Nahl 16:90»
Dolayısıyla İslam’ın temsilcisi olduğunu söyleyen kişinin en güçlü delili sözü değil, ahlakı ve adaletidir.
---
12. İNSANLARIN İSLAM'DAN UZAKLAŞMASINA SEBEP OLMAK
Burada çok önemli bir sonuç ortaya çıkar.
Bir insan Kur’an'ı okuyup İslam'ı araştırmadan önce bir cemaat veya tarikat yapılanmasıyla karşılaşır.
Orada;
- baskı,
- korku,
- sorgulama yasağı,
- ekonomik beklentiler,
- lider kültü,
- aşırı ritüeller,
- mezhep veya cemaat üstünlüğü
görürse, bunların tamamını İslam zannedebilir.
Sonuçta kişi:
“İslam böyleyse ben bunu istemiyorum.”
diyebilir.
Oysa reddettiği şey Kur’an'ın ortaya koyduğu İslam değil, insanların oluşturduğu din anlayışı olabilir.
Bu nedenle yanlış din temsili, insanları Allah'ın kitabından uzaklaştırabilecek çok ciddi bir sorundur.
---
13. KÖTÜ ÖRNEKLİK İSLAM'IN ÖNÜNDE ENGEL OLABİLİR
Kur’an, insanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkiyi eleştirir:
«“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?”
Saf 61:2»
Ardından:
«“Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir öfkeye sebep olur.”
Saf 61:3»
Dolayısıyla İslam'ı temsil ettiğini söyleyen bir yapı, kendi davranışlarıyla söylediği arasında büyük bir çelişki oluşturuyorsa, bunun toplumsal sonucu ağır olur.
Çünkü insanlar:
“Madem İslam böyle bir hayat öneriyor, neden bunların hayatında bunu göremiyoruz?”
diye sorar.
Bu noktada problem sadece cemaatin kendi iç problemi olmaktan çıkar; İslam'ın toplumdaki algısını da etkiler.
---
14. ALLAH'IN DİNİNE İNSANLARIN DİNİNİ KARIŞTIRMAK
Kur’an, insanların kendi elleriyle yazdıkları şeyleri Allah'a nispet etmelerini çok ağır biçimde eleştirir:
«“Kitabı elleriyle yazıp sonra az bir bedel karşılığında ‘Bu Allah katındandır’ diyenlerin vay hâline!”
Bakara 2:79»
Bugün aynı yöntem birebir uygulanıyor demek doğru olmaz.
Fakat ayetin ortaya koyduğu ilke önemlidir:
Bir insanın sözü Allah'a mal edilemez.
Bir grubun geleneği Allah'ın hükmü gibi sunulamaz.
Bir liderin yorumu vahiy seviyesine çıkarılamaz.
---
15. DİNİN ÖZÜ OLAN AHLAKI GERİ PLANA İTMEK
Dini yapıların en önemli sınavlarından biri şudur:
İnsanları gerçekten ahlaklı hâle getiriyorlar mı?
Kur’an'ın din anlayışında;
- adalet,
- dürüstlük,
- merhamet,
- kul hakkı,
- güvenilirlik,
- paylaşma,
- yoksulu gözetme
çok önemli bir yere sahiptir.
Örneğin:
«“Şüphesiz Allah adaleti ve iyilik yapmayı emreder.”
Nahl 16:90»
Dolayısıyla çok sayıda dinî ritüel yapıp aynı zamanda insanlara haksızlık etmek, Kur’an'ın hedeflediği dindarlıkla bağdaşmaz.
Kur'an'ın istediği insan, sadece ritüelleri yerine getiren değil, adaletli ve ahlaklı insandır.
---
16. İSLAM'IN GÜZEL ÖRNEĞİNİ ORTAYA KOYAMAMAK
İnsanları İslam'a yaklaştırmanın en güçlü yollarından biri güzel örnekliktir.
Kur'an:
«“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve güzel davranmayı emreder.”
Nahl 16:90»
der.
Dolayısıyla İslam adına konuşan yapıların;
adalette, merhamette, dürüstlükte, kul hakkına dikkat etmede ve insanlara saygıda örnek olması gerekir.
Eğer bunun yerine insanlar;
- çıkarcılık,
- ayrımcılık,
- baskı,
- dedikodu,
- kibir,
- lideri kutsallaştırma,
- grup üstünlüğü
gibi davranışlarla karşılaşıyorsa, bu durum İslam'ın güzelliğinin görünmesini engeller.
---
17. ASIL SORU: “BİZ KİMİ TAKİP EDİYORUZ?”
Kur'an'ın ortaya koyduğu temel ölçü şudur:
«“Size Rabbinizden indirilene uyun; O'ndan başkalarını veliler edinerek onlara uymayın.”
A'râf 7:3»
Bu ayet cemaat anlayışını değerlendirmek açısından son derece önemlidir.
Bir Müslümanın öncelikli bağı:
Allah → vahiy → bilinçli iman ve sorumluluk
olmalıdır.
Bunun yerine:
Allah → cemaat → şeyh → tarikat → gelenek
şeklinde bir otorite zinciri kurulursa, insanın Allah ile olan ilişkisine insanlar aracılık etmeye başlar.
Kur'an'ın eleştirdiği nokta da budur.
---
18. CEMAAT Mİ, KUR'AN MERKEZLİ TOPLULUK MU?
Kur'an insanların iyilik için bir araya gelmesini reddetmez.
Aksine:
«“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.”
Âl-i İmran 3:104»
Burada önemli olan topluluğun varlığı değil, neyi temsil ettiğidir.
Kur'an merkezli bir topluluk:
- Kendini İslam'ın sahibi görmez.
- Liderini kutsallaştırmaz.
- Kur'an'da olmayan hükümleri Allah'a nispet etmez.
- Sorgulamayı engellemez.
- Başka insanları aşağılamaz.
- Ahlakı öne çıkarır.
- Delil ister.
- Allah'ın kitabını temel ölçü kabul eder.
---
SONUÇ: İSLAM'I KURTARMAK DEĞİL, DİNİ İNSANLARIN EKLEMELERİNDEN AYIRMAK
Burada yapılması gereken “cemaatleri yok etmek” değildir.
Asıl yapılması gereken:
Allah'ın dini ile insanların dine eklediklerini birbirinden ayırmaktır.
Kur'an'ın ölçüsü açıktır:
«“Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeniz...”
A'râf 7:33»
yasaklanmıştır.
Bu nedenle bir uygulama hakkında şu soru sorulmalıdır:
“Bu Allah'ın emri mi, yoksa insanların oluşturduğu bir uygulama mı?”
Eğer Allah'ın emri olduğu söyleniyorsa:
“Kur'an'da bunun delili nedir?”
sorusu sorulmalıdır.
Çünkü din adına konuşan herkesin sözü Allah'ın sözü değildir.
Bir cemaatin büyüklüğü onun haklılığının delili değildir.
Bir tarikatın yüzyıllardır var olması onun uygulamalarını vahiy hâline getirmez.
Bir şeyhin çok sayıda müridinin olması onun sözlerini Allah'ın hükmü yapmaz.
Bir uygulamanın toplumda yaygın olması onun Kur'an'dan geldiğini göstermez.
Ölçü insana göre değil, Allah'ın vahyine göre belirlenmelidir.
Kur'an'ın çağrısı da budur:
«“Bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın; sonra sizi O'nun yolundan ayırırlar.”
En'am 6:153»
Son söz
İslam'ın problemi insanların bir araya gelmesi değildir.
Problem, insanların kendi oluşturdukları din anlayışını Allah'ın dini olarak sunmalarıdır.
Cemaat, Kur'an'ın önüne geçerse sorun başlar.
Şeyh, Kur'an'ın önüne geçerse sorun başlar.
Gelenek, vahyin önüne geçerse sorun başlar.
İnsan sözü Allah'ın sözü gibi sunulursa sorun başlar.
Ve bunun en büyük zararı, insanların Kur'an'daki İslam ile insanların oluşturduğu din anlayışını birbirine karıştırmasıdır.
Sonuçta kişi insanlarda gördüğü yanlışlığı İslam zannederek İslam'dan uzaklaşabilir.
Bu nedenle yapılması gereken, insanları bir gruba bağlamak değil; insanı doğrudan Allah'ın kitabıyla yüzleştirmektir.
Yorumlar