Resul & Nebi

NEBÎ VE RESÜL'ÜN ÖZELLİKLERİ

Nebl. Allah'ın kendisine, kendisi ile alakalı vahiy indirdiği kişidir. Yüce Allah resûllük (elçilik) misyonu ile görevlendireceği kişinin önce iç dünyasını düzenleme ve imar etmesi; mükem mel bir ahla

Nebl. Allah'ın kendisine, kendisi ile alakalı vahiy indirdiği kişidir. Yüce Allah resûllük (elçilik) misyonu ile görevlendireceği kişinin önce iç dünyasını düzenleme ve imar etmesi; mükem mel bir ahlak ve sağlam bir inanç kazandırması açısından elçilige hazırlık olarak resûl olacak kişiyi her türlü iyilik ve faziletlerle donatmasi demektir. Yani nebi, herkes tarafından örnek alınacak bir kıvama getirilmesi ve en ileri bir olgunluğa eriştirilmesi ola rak görülebilir.

Nasıl ki devlet, atayacağı memurlardan görev başlangıcında söz alsyor ve yemin ettiriyorsa, aynen onun gibi Allah nebilerden de elçilik vazifesini hakkıyla yerine getirmeleri için bir söz ve mi sak almıştır. “Hani biz nebilerden söz almıştık. Senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musadan ve Meryemoğlu İsadan. Evet, biz onlar dan pek sağlam bir söz almıştık." (Ahzab 7)

Nebilerden alınan sözün ne olduğunu şu âyetten öğreniyoruz: "Hani Allah nebilerden: 'Ben size kitap ve hikmet verdik ten sonra yanımızdakileri tasdik eden bir resûl geldiğinde, ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz? diye söz almıştık. Kabul ettiniz ve bu sözümü yüklediniz mi?' dediğinde 'Kabul cevabını vermişler; bunun üzerine Allah, 'O halde şahit olun. Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim. buyurmuştu." (Ali_imran 81)

Yukarıdaki ayette geçen "resûl" kavramu Kitap Resûl an lamında kullanılmıştır. Çünkü eğer "Beşer Resûl" olsaydı, za ten nebilerin kendileri resûl olmaları gerekirdi. Çünku resüller nebilerden seçilirler. Yani Allah nebilere "Bir 'resûl geldiğinde ona mutlaka inamp yardım edeceksiniz." buyurmazdı. Bu ayette bulunan "resul'den maksat kendisine risalet (elçilik) yüklenen nebinin, evrensel mesajla insanlara gönderilmesidir. Yani artık Nebl, Allah'in mesajımı insanlara duyurmak görevini yüklenmiş. tir. Dolayısıyla "nübüvvet" elçilik görevi için bir nevi olgunluk ve yeterlilik derecesinin verilmesi anlamına gelmektedir. "

Nübüvvet makam ve mertebesi ile alakalı bu anlattıklarım son "nebi" ve "resûl" olan Muhammed aleyhisselämdan önceki nebilerle alakalı bir durumdur. Son nebi ve resûl olan Muham med aleyhisselâmın gelmesi, yani son vahyin indirilmesiyle, nebi ile resûl arasında bulunan farklar çok bariz olarak ortaya çıkmıştır. Yani Allah Resûlü'nden önce gelen nebiler ile resüller arasında bulunan farkları anlamak gerçekten zor bir olaydır. Fakat Kuranda nebi ile resúl arasında bulunan farklar mükemmel bir sistem dâhilinde çok net olarak ortaya konmuştur. Son vahiy olan Kur'an'a göre Nebi'nin haysiyet ve şerefi, aile mahremiyeti koruma altındadır, dokunulmazdır. Nebiye saygısızlık yapıla maz, hanımları mü'minlerin anneleridir. Kıyamet gününe ka dar Nebi'nin haysiyet ve şerefini korumak mü'minlere Allah'ın emridir.' Fakat Nebi'nin yaptıkları ve sözleri Resûl gibi bağlayıci değildir. Nebi'nin söz ve davranışlarının mutlak olarak bağlayıci olmamasının sebebi, Allah'a karşı hata yapması ile alakalı bir durumdur.

Mesela, Nebi müşrik ve cehennemlik olan akrabalarına dua ediyor:

Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduk tan sonra, akraba dahi olsalar, müşrikler için af di lemek ne "Nebî"ye yakışır, ne de imân edenlere." (Tevbe 113)

Nebi, Allah'ın helål kıldığını kendisine haram kılıyor. Za ten Kur'an, Nebi'nin söz ve davranışlarının Resûl gibi bağlayıcı olmadığını apaçık olarak gösteriyor: "Ey Nebi! İnanmış kadın lar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları ara sında bir iftira uydurup getirmemek, ma'ruf olan işte sana isyan etmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını al ve onlar için Allah'tan magfiret dile... Ayette geçen "ma'ruf olan işte sana isyan etmemek" cümlesi çok önemlidir. Çünkü Allah, Kur'an'da Resûl için asla bir kayıt koyma mıştır. Resûle kayıtsız şartsız imân etmeyen cehennemliktir. "Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan eder ve haddini aşarsa Allah onu, devamlı olarak kalacağı bir ateşe sokar ve onu için alçaltıcı bir azap vardır." Fakat Nebi'ye karşı gelenler günahkår olmazlar. Ahzab Sûresi 36 ve 37. âyetleri bu hakikati en güzel bir şekilde gösteriyor: "Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inan mış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resülü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.", " Ey Nebi! Hani Allahin nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye, Eşini yanında tut, (onu boşama) Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açıga vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah'tır. Zeyd, o kadindan ilişiğini kesince biz onu senin himayene verdik ki evlatlıkları, hanımlarıyla ilişkilerini kestiklerinde, o kadınlarla evlenmek isterlerse mü'minlere bir güçlük olmasın. Allah'in emri yerine getirilmiştir." Ahzab süresi 36. ayette "Allah ve Resülü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur." buyrulduğu halde, 37. âyette Zeyd, Nebi'nin sözünü dinlemiyor. Nebi "Eşini yanında tut, Allah'tan kork." dediği halde, eşini boşuyor.

Yine bir başka örnekte, bir kadın Nebî'nin yanına gelerek onunla mücadeleye varacak boyutta bir tartışma içine giriyor ve bu tartışmada yüce Allah kadını haklı çıkarıyor." Fakat Resûl ile tartışmak kesinlikle küfürdür. Çünkü resûller, Allah'tan gelen vahyi insanlara bildiren kişilerdir. "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Resûle karşı çıkar ve mü'minlerin yolundan başka bir yola girerse, onu o yönde birakırız ve cehenneme soka riz, o ne kötü bir yerdir." (nisa 115)

Yorumlar

← DİNDE KURAL KOYMAK