1 Ey inanıp güvenenler! Sözleşmeleri tastamam yerine getirin [1]. Siz ihramlı iken [hac görevini yerine getirirken] avlanmayı helal görmeksizin [5:95-96], size okunanların dışında, etinden ve sütünden yararlandığınız sağlıklı hayvanlar size helal kılındı. Allah, dilediği hükmü verir.
2 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın işaretlerine [sembolleştirdiği değerlere: 2:158, 22:30-36], haram [dokunulmaz] aya, [hacca gelenlerin ihtiyaçları için gönderilen] hediyelere, gerdanlıklara [hediyelik hayvanlara konulan işaretlere] ve Rablerinden bir armağan ve rızasını arayarak, dokunulmaz eve [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumuna] gelen topluluklara halel getirmeyin. [İhramdan] çıkınca [hac göreviniz bittiğinde] avlanın. Dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumundan alıkonmanızdan dolayı [48:25], bir halka duyduğunuz kin, sizi saldırganlık yapmanıza itmesin [5:8]. Erdemli olmak ve vahyin sınırlarına uyup korunmak konusunda yardımlaşın. Zarara neden olmak ve düşmanlık konusunda yardımlaşmayın. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir.
3 Size, ölü olması, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına tahsis edilmiş olan, boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan düşmüş, boynuzlanmış, vahşi hayvanın kaptığı, -ki, bunlardan, zararını önleyebildikleriniz, temizledikleriniz hariçtir,- dikili taşlar üzerinde sunaklarda boğazlananlar ve fal oklarıyla paylaştırmanız haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün gerçekleri örtenler dininizden ümitlerini kesmişlerdir. Onlara karşı derinden saygı duyup rızalarını kaybetme endişesi taşımayın, bana karşı derinden saygı duyup rızamı kaybetme endişesi taşıyın. Bugün size dininizi mükemmelleştirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım [1] ve size din olarak İslam'a razı oldum [3:19-85, 22:78][2]. Kim, zarara neden olmak için bir hata yapmadan, açlık konusunda darlık çekerse, Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
4 Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki! ''Temiz ve yararlı olanlar size helal kılındı [1]. Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek, yetiştiricileri olduğunuz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından nasiplenin ve üzerine Allah'ın adını zikredin [2]. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, hesabı seri olandır.
5 Bugün size, temiz ve yararlı olanlar helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. İnanıp güvenenlerden korunan kadınlar ve sizden önce kitap verilmiş olanlardan korunan kadınlar; iffetsizlik yapmadan korunanlar ve gizli dost edinmeyenler olarak, karşılıklarını verdiğinizde size helaldir. Kim inanıp güvenmek konusunda gerçekleri örterse, onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette kaybedenlerdendir.
6 Ey inanıp güvenenler! O salata [o yükümlülüğe] kalktığınızda/toplum içine çıkarken, yüzlerini ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızla, aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer, zihinsel olarak gündemden ve bedensel olarak temizlikten uzaksanız, temizlik üstüne temizlik yapın [bedensel ve zihinsel olarak temizlenin]. Eğer, hasta veya hareketli bir işte iseniz veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara temas edip su bulamamışsanız, temiz ve yararlı bir toprağa yönelip, ondan yüzlerinizi ve ellerinizi silin. Allah, size hiçbir şekilde güçlük kılmak istemiyor. Fakat, karşılığını verin diye, sizi temizlemek, yararlı hale getirmek ve üzerinize olan nimetini tamamlamak istiyor [1].
7 Allah'ın üzerinize olan nimetini ve onunla sizi bağladığı, ''İşittik ve itaat ettik'' dediğinizdeki bağlayıcı sözünüzü [2:285, 24:51] aklınızdan çıkarmayın ve yerine getirin. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, göğüslerin sahip olduklarını bilendir.
8 Ey inanıp güvenenler! Allah için şahitlikleri hakkaniyetle ayakta tutanlar, gözetenler olun [25:72, 70:33]. Bir halka olan kininiz, sizi adaletli olmamanıza itmesin [5:2]. Adil olun. O, vahyin sınırlarına uyup korunmaya daha yakındır [1]. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, yaptığınız şeyler hakkında haberdar olandır.
9 Allah, inanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlara, bağışlanma ve muazzam bir karşılık vaat etmiştir [11:11, 22:50].
10 Gerçekleri örtenler ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar, işte onlar da, kat kat ateşin arkadaşlarıdır.
11 Ey inanıp güvenenler! Bir halk ellerini size uzatmaya yeltendiğinde ellerini sizden çektiği, Allah'ın üzerinize olan nimetini aklınızdan çıkarmayın. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. İnanıp güvenenler, Allah'a güvenip dayansınlar.
12 Allah, İsrailoğulları'ndan bağlayıcı söz almış [1], onlardan on iki temsilci görevlendirmiştik. Allah: ''Şüphesiz ben sizinle beraberim. Eğer salatı ikame eder, arınmanın bedelini yerine getirirseniz [2], elçilerime inanıp güvenirseniz, onları kuvvetlendirirseniz ve iyi bir ödünçle Allah'a ödünç verirseniz, kesinlikle sizden kötülüklerinizi örterim ve kesinlikle sizi, altından nehirler akan bahçelere sokarım. Bunun ardından kim gerçekleri örterse, yolun düzgününden sapmış olur.'' demişti.
13 Bağlayıcı sözlerini bozmalarından dolayı, onları rahmetimizden dışladık ve kalplerine katılık kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar [1][Yeremya 8:8]. Akıllarında tutup yeri geldiğinde yerine getirmeleri istenen şeylerden paylarını unuttular. Onlardan azı dışındakilerden, sürekli bir hainlikle karşılaşacaksın. Onlardan vazgeç / affet ve hoş gör. Allah, iyileştirenleri sever.
14 ''Biz Hristiyan'ız'' diyenlerden de bağlayıcı sözlerini almıştık. Onlar da, akıllarında tutup yeri geldiğinde yerine getirmeleri istenen şeylerden paylarını unuttular. Böylece, aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve nefret saldık. Allah, üretmekte oldukları şeyler hakkında, ileride onları haberdar edecektir.
15 Ey Kitap Ehli! Size, kitaptan gizlemekte olduğunuz [1] şeylerden bir çoğunu açıkça ortaya koyan ve bir çoğundan da vazgeçen elçimiz geldi. Size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi [2].
16 Allah onunla, rızasına uyan kimselere, esenlik ve barış yollarını gösterir. O'nun koyduğu kurallar çerçevesinde, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır [1] ve onlara, dosdoğru yolu gösterir.
17 Şüphesiz, ''Allah, Meryem oğlu Mesih'in ta kendisidir.'' diyenler gerçekleri örtmüştür [5:72]. De ki! ''Eğer, Meryem oğlu Mesih'i ve annesini ve yeryüzündeki kimselerin tamamını yıkıma uğratmak isterse, Allah'tan bir şeyi [gidermeye] kim sahip olabilir?'' Göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin hükümdarlığı Allah'a aittir. Gerekli gördüğünü oluşturur. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
18 Yahudiler [Çıkış 4:22-23] ve Hristiyanlar: ''Biz Allah'ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz.'' dediler. De ki! ''Öyleyse, neden suçlarınızla sizi azaba uğratıyor?'' Bilakis siz, oluşturduğu kimselerden bir beşersiniz. Gereğini yapanı bağışlar, gereğini yapanı azaba uğratır. Göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin hükümdarlığı Allah'a aittir. Varış yeri O'nadır.
19 Ey Kitap Ehli! Elçilerin arasının kesilmesi üzerine, ''Bize uyarıcıdan ve müjdeciden kimse gelmedi.'' demenize karşı, size her şeyi açıkça ortaya koyan uyarıcı ve müjdeci elçimiz geldi [4:165]. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
20 Hani Musa halkına: ''Ey halkım, içinizden nebiler kıldığında ve size güç, bağımsızlık kıldığında ve alemlerden hiç kimseye verilmeyenleri size verdiğindeki Allah'ın üzerinize olan nimetini aklınızdan çıkarmayın.'' demişti [1].
21 ''Ey halkım, Allah'ın size yazdığı o arındırılmış yere girin ve arkanıza dönmeyin. Yoksa, kaybedenler olarak dönersiniz.''
22 ''Ey Musa, orada zorba bir halk var. Ve biz oraya, onlar oradan çıkana kadar asla girmeyiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa, biz gireriz.'' dediler.
23 Korkakların içinden, Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki er kişi: ''Onların üzerine o kapıdan girin. Oraya girdiğinizde siz galip gelirsiniz. Eğer inanıp güveniyorsanız, Allah'a güvenip dayanın.'' dedi.
24 ''Ey Musa, orada oldukları sürece, biz asla oraya ebediyen girmeyiz. Sen ve Rabbin gidip çarpışın, biz burada oturanlarız.'' dediler.
25 ''Rabbim, ben kendim ve kardeşim dışımda bir şeye sahip olamıyorum. Öyleyse, bizimle bu yoldan çıkanlar halkının arasını ayır.'' dedi.
26 ''Orası onlara kırk sene dokunulmazdır. O [bulundukları] yerde şaşkın şaşkın dolaşsınlar. Yoldan çıkanlar halkının üzerine üzülme.'' dedi [Çölde sayım 14].
27 Onlara iki ademoğlunun haberini gerçek bir amaçla oku. Hani, Allah'a bir yakınlık vesilesi sunmuşlardı da, ikisinin birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. ''Kesinlikle seni etkisiz hale getireceğim.'' dedi. [Diğeri]: ''Allah, yalnızca vahyin sınırlarına uyup korunanlarınkini kabul eder.'' dedi [1].
28 ''Eğer, beni etkisiz hale getirmen için bana elini uzatırsan, ben seni etkisiz hale getirmem için elimi sana uzatan olmayacağım. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah'a karşı korku duyarım.''
29 ''Ben istiyorum ki [beni etkisiz hale getirmenden dolayı], benim zarara neden olduğum şeyler ve senin zarara neden olduğun şeylerin [vebaline] uğrayasın ve ateşin arkadaşlarından olasın. Yanlış yapanların karşılığı işte budur [1].''
30 Benliği ona, kardeşini etkisiz hale getirmeyi kabul ettirdi ve onu etkisiz hale getirip kaybedenlerden oldu.
31 Allah, bir karga görevlendirdi. Kardeşinin cesedini nasıl örteceğini ona göstermek için, o yerde toprağı eşeliyordu. ''Eyvah bana! Kardeşimin cesedini örterek, bu karganın durumuna düşecek kadar aciz miyim?'' diyerek, pişman olanlardan oldu.
32 İşte bu sebepten İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk olmaksızın, bir canı etkisiz hale getirirse, insanların tamamını etkisiz hale getirmiş gibidir. Ve kim ona hayat verirse, insanların tamamına hayat vermiş gibidir. Elçilerimiz onlara apaçık kanıtlarla gelmişti. Sonra onlardan bir çoğu, bunun ardından yeryüzünde ölçüsüz davrananlar oldular.
33 Allah ve elçisine savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya koşturanların karşılığı ancak; etkisiz hale getirilmeleri veya ellerinin ve ayaklarının işlerinden kesilmesi [1] veya onlara en sert şekilde davranılması [en ağır işlerde çalıştırılmaları] veya o yerden sürgün edilmeleridir. İşte bu, onlara dünyada rezilliktir. Ve onlara, ahirette de dehşet bir azap vardır.
34 Onların üzerinde bir takdirde bulunmanızdan önce, hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler bunun dışındadır. Bilin ki Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
35 Ey inanıp güvenenler! Başarıya ulaşmanız için Allah'ın sınırlarına uyup korunun. O'na doğru yakınlık için vesile arayın ve O'nun yolunda elinizden geleni yapın [1].
36 Eğer, göklerde ve yeryüzünde olanların tamamı ve beraberinde bir o kadarı gerçekleri örtenlerin olsa ve kıyamet günü azaptan kurtulmak için onu fidye olarak verseler, onlardan kabul edilmez. Onlara, can yakıcı bir azap vardır.
37 Ateşten çıkmak isterler. Onlar, oradan çıkanlar olamazlar. Onlara, kalıcı bir azap vardır.
38 Hırsız erkeğin ve hırsız kadının, kazandıkları şeyler hakkında, Allah'tan ibretlik bir karşılık olarak, güçlerini kesin [1]. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
39 Yanlışının ardından, kim hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelir ve düzeltirse, Allah da, ona merhametiyle yönelir. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
40 Allah'ın, göklerin ve yeryüzünün hükümdarlığının O'na ait olduğunu bilmedin mi [2:107]? Gereğini yapanı azaba uğratır, gereğini yapan için bağışlar. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
41 Ey Elçi! Ağızlarıyla ''İnanıp güvendik'' deyip, kalplerinin inanıp güvenmediği, küfürde yarışanlar seni hüzünlendirmesin. Yahudileşenlerden bir kısmı da, yalan söylemek için kulak verirler. Sana gelmemiş başka bir halk için kulak verirler [casusluk yaparlar]. Ardından, kelimenin anlamını yerinden kaydırarak [1]: ''Bu size verilirse onu alın, eğer o verilmezse, ihtiyatlı olun.'' derler. Allah, kimi fitneye düşürmek [ateşe atmak, sıkıntıya sokmak] isterse, ona, Allah'tan [gelen] hiçbir şeye asla sahip [engel] olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlara, dünyada rezillik vardır. Ve onlara, ahirette de dehşet bir azap vardır.
42 Yalan söylemek için kulak verirler. Sürekli haksız kazançla nasiplenirler. Sana gelirlerse, aralarında hüküm ver veya onlardan yana duyarsız kal. Eğer onlardan yana duyarsız kalırsan, asla sana hiçbir şekilde darlık veremezler. Eğer hakemlik yaparsan, aralarında hakkaniyetle hüküm ver. Allah, hakkaniyetli davrananları sever.
43 Orada Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarındayken, nasıl sana hüküm verdiriyorlar? Sonra da, bunun ardından yüz çeviriyorlar. İşte onlar, inanıp güvenenler değildir.
44 İçinde bir yol gösterici ve bir nur olan Tevrat'ı biz indirdik. İslamlaştıran [1] nebiler, Yahudileşenler için onunla hüküm verirdi. Allah'ın kitabından koruma görevi verilmeleri ve üzerine şahitler olmalarından dolayı, kendilerini Rablerine adamış olanlar ve din bilginleri de [onunla hükmederlerdi]. İnsanlara karşı derin saygı duyup rızalarını kaybetme endişesi taşımayın, bana karşı derin saygı duyup rızamı kaybetme endişesi taşıyın. Ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hüküm vermezse, işte onlar, gerçekleri örtenlerin ta kendileridir.
45 Ve biz onda onlara; canla can, gözle göz, burunla burun, kulakla kulak, dişle diş ve yaralamalarda kısası yazdık [Yasanın tekrarı 19:21, Mısır'dan çıkış 21:23-24-25]. Kim hakkından vazgeçerse, o, ona kefarettir. Kim Allah'ın indirdiği ile hüküm vermezse, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridir.
46 Ve onların izleri üzerinden, Tevrat'tan, önündeki için tasdik edici olan Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona, içinde bir yol gösterici ve bir nur olan ve Tevrat'tan önündeki için tasdik edici olan ve vahyin sınırlarına uyup korunanlar için bir yol gösterici ve bir öğüt olan İncil'i verdik [1].
47 İncil Ehli, Allah'ın onda indirdiğiyle hüküm versin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hüküm vermezse, işte onlar, yoldan çıkanların ta kendileridir.
48 Ve sana, kitaptan önündekiler için tasdik edici ve üzerinde koruyucu olarak, kitabı gerçek bir amaçla indirdik [1]. Öyleyse, aralarında Allah'ın indirdiği ile hüküm ver ve sana gelen gerçek dururken, onların hevalarına uyma. Sizden hepiniz için bir hukuk düzeni ve aydınlık bir yol kıldık. Allah, gerekli görseydi, sizi tek bir topluluk yapardı. Fakat, size verdikleriyle sizi sınamak [kalitenizi ortaya çıkarmak] için [böyle yaptı][2]. Öyleyse, hayırlarda öne geçin. Dönüşünüz topluca Allah'adır. Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
49 Aralarında Allah'ın indirdiği ile hüküm ver ve hevalarına uyma [1]. Allah'ın sana indirdiğinin bazısından seni ayırmaları konusunda onlara karşı ihtiyatlı ol [17:73]. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki Allah, suçlarının bazısını onlara isabet ettirmek istiyor. İnsanlardan çoğu, kesinlikle yoldan çıkmıştır.
50 Cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak inanmış bir halk için, hüküm olarak, Allah'tan daha iyi olan kimdir [6:114, 95:8]?
51 Ey inanıp güvenenler! Yahudi ve Hristiyanları yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinmeyin [1]. Onlar birbirlerinin yakınları, yol göstericileri, müttefikleridir [8:73]. Sizden kim onları, yakın, yol gösterici, müttefik edinirse, o, onlardandır. Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez.
52 Kalbinde hastalık olanların: ''Başımıza bir musibetin dönüp isabet etmesinden endişe ediyoruz.'' diyerek, onların Yahudi ve Hristiyanların içinde koşuştuklarını görürsün. Allah'ın, katından bir fetih veya bir iş getirmesiyle, kendilerinde gizledikleri şey hakkında, pişman olmuş hale gelmeleri muhtemeldir.
53 İnanıp güvenenler: ''Kesinlikle sizinle beraber olduklarına dair, var güçleriyle yemin ederek Allah'ı kanıt gösterenler bunlar değil mi?'' derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybedenler olmuşlardır.
54 Ey inanıp güvenenler! Sizden kim dininden dönerse [1], Allah, ileride kendisinin onları sevdiği ve onların da O'nu sevdiği; inanıp güvenenlere karşı alçak gönüllü ve gerçekleri örtenlere karşı izzetli [48:29], Allah yolunda elinden geleni yapan ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir halk getirir [2]. İşte bu, Allah'ın gereğini yapana verdiği armağanıdır. Allah, genişletendir, bilendir.
55 Sizin yakınınız, yol göstericiniz, müttefikiniz yalnızca Allah ve elçisi ve ilahlıkta ve rablikte Allah'ı birleyerek salatı ikame eden ve arınmanın bedelini yerine getiren [1] inanıp güvenenlerdir.
56 Kim Allah'ı ve elçisini ve inanıp güvenenleri yakın, yol gösterici, müttefik edinirse, onlar, Allah'ın tarafında olanlardır [58:22]. Ve onlar, galip gelenlerdir [1].
57 Ey inanıp güvenenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve gerçekleri örtenlerden, dininizi oyun ve eğlence edinenleri, yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinmeyin. Eğer inanıp güveniyorsanız, Allah'ın sınırlarına uyup korunun.
58 Salata [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetine] seslendiğinizde, onu oyun ve eğlence edinirler [1]. İşte bu, onların aklını kullanmayan bir halk olmalarındandır.
59 De ki! ''Ey Kitap Ehli, Allah'a ve bize indirilene ve önceden indirilene inanıp güvenmemizden dolayı mı bizi kınıyorsunuz? Gerçekten çoğunuz yoldan çıkmışsınız.''
60 De ki! ''Size Allah katında bundan daha şerli bir geri dönüşü haber vereyim mi? Allah'ın rahmetinden dışladığı ve aleyhinde hoşnutsuz olduğu, onlardan maymunlar [maymunlaşanlar: 2:65, 7:166], domuzlar [domuzlaşanlar] ve tağuta [dine ekleme çıkarma yapıp bardağı taşıran otoritelere] kulluk edenler kıldığı kimseler. İşte onlar, mekan olarak şerli ve yolun düzgününden daha sapmış kimselerdir.''
61 Size geldiklerinde: ''İnanıp güvendik'' dediler. Oysa, gerçekleri örtmekle girdiler ve onunla çıktılar. Allah, gizlemekte oldukları şeyleri daha iyi biliyor.
62 Onlardan çoğunu, zarara neden olan şeylerin ve düşmanlığın içinde yarıştıklarını görürsün. Nasiplendikleri ise, haksız kazançtır. Yapmakta oldukları şeyler, kesinlikle sıkıntılıdır.
63 Kendilerini Rablerine adayanların ve din bilginlerinin, zarara neden olan sözlerinden ve haksız kazançla nasiplenmelerinden onları engellemeleri gerekmez miydi? Üretmekte oldukları şeyler, kesinlikle sıkıntılıdır.
64 Yahudiler: ''Allah'ın eli bağlıdır.'' dediler [3:181]. Söyledikleri şeylerden dolayı elleri bağlandı ve rahmetten dışlandılar. Bilakis, Allah'ın iki eli de açıktır [cömerttir], nasıl gerekli görürse, öyle infak eder. Rabbinden sana indirilen, kesinlikle onlardan çoğunun bardağı taşırmasını ve gerçeği örtmesini arttırıyor. Kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve nefret bıraktık. Savaş için bir ateş tutuşturdukları her defasında, Allah onu söndürdü. Yeryüzünde bozgunculuğa koşturuyorlar. Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.
65 Kitap Ehli eğer inanıp güvenseydi ve vahyin sınırlarına uyup korunsaydı, kesinlikle onlardan kötülüklerini örterdik ve kesinlikle onları nimet bahçelerine sokardık.
66 Ve eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni ayakta tutsalardı, kesinlikle üstlerinden ve ayaklarının altından nasiplenirlerdi. Onlardan, orta yol tutan bir önderli topluluk vardır. Onlardan çoğunun ise, yaptıkları şey ne kötüdür.
67 Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun risaletini tebliğ etmemiş olursun [1]. Allah seni insanlardan korur. Allah, gerçekleri örtenler halkına yol göstermez.
68 De ki! ''Ey Kitap Ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni ayakta tutana kadar bir şey üzerinde değilsiniz.'' Rabbinden sana indirilen, kesinlikle onlardan çoğunun bardağı taşırmasını ve gerçeği örtmesini arttırıyor. Gerçekleri örtenler halkı hakkında üzülme.
69 İnanıp güvenenler, Hadu, Nasara ve Sabiin [1]; kim Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenir ve düzeltici iş yaparsa, onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [2:62].
70 İsrailoğulları'ndan bağlayıcı söz almış ve onlara elçiler göndermiştik [1]. Elçi onlara benliklerinin hevasına uymayan bir şeyle geldiğinin her defasında, onlardan bir kesimini yalancı saydılar [2:87], bir kesimini de etkisiz hale getiriyorlar [2].
71 Bir ateşe atılma / sıkıntıya düşme olmayacağını hesap edip, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah, onlara merhametiyle yöneldi. Sonra onlardan çoğu, yine kör ve sağır kesildiler. Allah, yaptıklarını hakkıyla görendir.
72 Şüphesiz, ''Allah Meryem oğlu Mesih'in ta kendisidir.'' diyenler gerçekleri örtmüştür [5:17]. Mesih: ''Ey İsrailoğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin [1]. Kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun barınağı ateştir. Yanlış yapanlara, yardımcılardan hiç kimse yoktur.'' dedi.
73 ''Allah üçün üçüncüsüdür.'' diyenler kesinlikle gerçekleri örtmüştür. Tek bir ilahın dışında hiçbir ilah yoktur. Eğer, söyledikleri şeylere son vermezlerse, onlardan gerçekleri örtenlere, kesinlikle can yakıcı bir azap temas eder [4:171].
74 Hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelmiyorlar ve O'na bağışlanma dilemiyorlar mı? Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
75 Meryem oğlu Mesih, bir elçinin dışında bir şey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de, özü sözü doğru biridir. İkisi de yemek yerlerdi. Ayetleri onlara nasıl açıkça ortaya koyuyoruz bir gözlemle. Sonra da, ne biçim ters yüz ediliyorlar onu gözlemle.
76 De ki! ''Size bir darlık vermeye ve menfaat sağlamaya sahip olamayan şeylere Allah'ın yanı sıra kulluk mu ediyorsunuz? Allah, işitip bilenin ta kendisidir.''
77 De ki! ''Ey kitap Ehli! Haksız yere dininizde aşırıya gitmeyin ve bir halkın hevasına uymayın [4:171]. Şüphesiz onlar, önceden sapmışlar, bir çoğunu da saptırmışlar ve yolun düzgününden sapmışlardı.
78 İsrailoğulları'ndan gerçekleri örtenler, Davud ve Meryem oğlu İsa'nın dili üzere dışlandılar. İşte bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
79 Yaptıkları herkesçe kabul edilen ortak kötüden birbirlerini engellemiyorlardı. Yapmakta oldukları şeyler, kesinlikle sıkıntılıydı.
80 Onlardan çoğunun, gerçekleri örtenleri yakın, yol gösterici, müttefik edindiklerini görürsün. Benliklerinin kendilerine sunduğu şey olan, Allah'ın hoşnutsuzluğuna uğramaları ve azabın içerisinde kalıcılar olmaları, kesinlikle ne sıkıntılıdır.
81 Eğer Allah'a, Nebi'ye ve ona indirilene inanıp güveniyor olsalardı, onları yakın, yol gösterici, müttefik edinmezlerdi. Fakat, onlardan çoğu, yoldan çıkmıştır.
82 İnanıp güvenenler için, düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak, kesinlikle Yahudileri ve ortak koşanları bulursun. Ve inanıp güvenenler için içten bir sevgi olarak en yakın olanlarını da, kesinlikle: ''Biz Hristiyan'ız.'' diyenleri bulursun. İşte bu, onlardan büyüklenmeyen keşişlerin [öğrenmeye adanmışların] ve rahiplerin bulunmasından dolayıdır.
83 Elçiye indirileni duyduklarında, haktan gelen, kendilerinin de İncil ve Tevrat'tan tanıdıkları şeylerden dolayı, gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. ''Rabbimiz, inanıp güvendik. Bizi şahitlerle birlikte yaz.'' derler.
84 ''Rabbimizin bizi düzelticiler halkıyla birlikte dahil etmesini umarken, Allah'a ve Haktan bize gelene neden inanıp güvenmeyelim?''
85 Söyledikleri şeylerden dolayı, Allah'ın onlara geri dönüşü [ödülü], orada kalıcılar olarak, altından nehirler akan bahçelerdir. İyileştirenlerin karşılığı işte budur.
86 Gerçekleri örtenler ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar, işte onlar, kat kat ateşin arkadaşlarıdır.
87 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın size helal kıldığı, temiz ve yararlı şeyleri haram kılmayın ve sınırı çiğnemeyin. Allah, sınırı çiğneyenleri sevmez.
88 Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden, helal, temiz ve yararlı olarak nasiplenin [1]. Siz, kendisine inanıp güvenenler olduğunuz Allah'ın, sınırlarına uyup korunun.
89 Allah, yeminlerinizdeki boş sözle sizi sorumlu tutmaz [2:225]. Fakat, sözleşme yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Onun kefareti; ahalinizi doyurduğunuz şeyin ortalamasından, on ihtiyaç sahibinin doyurulması veya onların giydirilmesi veya boyunduruk altında olanı özgürleştirmektir. Bunu bulamayan kimseye, üç gün siyam vardır. Yemin ettiğinizde, yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah, karşılığını verin diye size ayetlerini işte böyle açıkça ortaya koyuyor.
90 Ey inanıp güvenenler! Aklı örten şeyler, haksız kolay kazanç [kumar, şans oyunu], dikili taşlar [putlaştırılan varlıklar, onlara ait işaretler, nesneler, mekanlar] ve fal okları, ancak şeytanın amelinden birer ahlaki kokuşmuşluktur. Başarıya ulaşmanız için, onlardan uzak durun.
91 Şeytan ancak, aklı örten şeylerde ve haksız kolay kazançta aranıza düşmanlık ve nefret düşürmek, sizi Allah'ın mesajlarını aklınızda tutup yeri geldiğinde yerine getirmekten ve salattan [1] alıkoymak ister. Artık son veriyor musunuz?
92 Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin ve hazırlıklı olun. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, elçimizin üzerine düşen, yalnızca açıkça tebliğdir [duyurmaktır].
93 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlara; vahyin sınırlarına uyup korunduklarında ve inanıp güvendikleri ve düzeltici işler yaptıklarında, sonra, vahyin sınırlarına uyup korunduklarında ve inanıp güvendiklerinde, sonra, vahyin sınırlarına uyup korunduklarında ve iyileştirdiklerinde, yiyip içtikleri şeyler için onlara bir günah yoktur. Allah, iyileştirenleri sever.
94 Ey inanıp güvenenler! O'na karşı kimin korktuğunu Allah'ın bilmesi için; görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen yerde, ellerinizin ve oklarınızın ulaşabildiği avdan bir şeyle, Allah kesinlikle sizi sınar. Bunun ardından, kim sınırı çiğnerse, ona can yakıcı bir azap vardır.
95 Ey inanıp güvenenler! Siz ihramdayken [hac görevi esnasında] av hayvanı etkisiz hale getirmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak etkisiz hale getirirse, işinin vebalini tatması için karşılığı; onun hakkında sizden adalet sahibi iki kişinin hüküm vermesiyle, etinden sütünden yararlanılan bir hayvandan, etkisiz hale getirdiğinin benzerinin hediye olarak Kabe'ye ulaştırılması veya kefaret olarak, ihtiyaç sahiplerini doyurmak veya buna denk bir siyamdır. Geçmişte olandan Allah vazgeçmiştir. Kim dönerse, Allah, ona suçunun tam karşılığı olan cezasını verir. Allah, üstündür. Suçun tam karşılığıyla cezalandırma ilkesine sahiptir.
96 Yolcular için ve size bir yararlanma olarak, bol suda av ve yiyeceği size helal kılındı. İhramda [hac görevinde] olduğunuz sürece, kara avı ise size haram kılındı. O'nda toplanacağınız Allah'ın sınırlarına uyup korunun.
97 Allah, dokunulmaz ev Kabe'yi, dokunulmaz [haram] ayı, [hac için gelenlerin doyurulması için gönderilen] hediyeyi ve [onlara işaret olarak takılan] gerdanlıkları, insanlar için bir kıyam [ayağa kalkış] kıldı. İşte bu, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde olanları bildiğini ve Allah'ın her şey hakkında bilgi sahibi olduğunu bilmeniz içindir.
98 Bilin ki, Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir ve Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
99 Elçinin üzerine, tebliğ [duyurmak] dışında bir şey düşmez. Allah, açığa vurduğunuz şeyleri de, gizlediğiniz şeyleri de bilir.
100 De ki! ''Pis ve zararlı olanın çokluğu seni cezbetse de, pis ve zararlı olanla, temiz ve yararlı olan aynı seviyede değildir. Ey sağlam duruşlular! Başarıya ulaşmanız için, Allah'ın sınırlarına uyup korunun.''
101 Ey inanıp güvenenler! Size açıklanırsa, sizi kötüleştirecek şeylerden sormayın. Kur'an indirildiği zaman, ondan sorarsanız size açıklanır. Allah ondan vazgeçmiştir. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır [1].
102 Sizden önce de bir halk onları sormuştu. Sonra, onun hakkında gerçekleri örtenler haline gelmiştiler.
103 Allah, Bahire'den, Saibe'den, Vesile'den ve Ham'dan hiçbirine bir şey kılmamıştır [1]. Fakat gerçekleri örtenler, Allah'a yalan uyduruyorlar. Ve onların çoğu, aklını kullanmıyor.
104 Onlara: ''Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin.'' dendiğinde: ''Atalarımızı üzerinde bulduğunuz şey bize yeter.'' dediler [2:170, 31:21]. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu görmüyor idiyseler de mi?
105 Ey inanıp güvenenler! Üzerinizdeki [yükünüz] kendi benliğinizdir [kendinizden sorumlusunuz]. Doğru yolu gördüğünüzde, sapan kimse size darlık veremez. Dönüşünüz topluca Allah'adır. Yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verir.
106 Ey inanıp güvenenler! Sizden birinize ölüm hazır olduğunda, vasiyet zamanında aranızda şahitlik, sizden adalet sahibi iki kişiyledir. Veya, siz yeryüzünde yol tepmekteyken, ölüm musibeti size isabet ederse, sizden olmayan başka iki kişiyledir. Eğer kuşku duyarsanız, salatın [bu sosyal dayanışma faaliyetinin] ardından, ikisini tutup: ''Yakınlık sahibi de olsa, onu bir değere satmayız ve Allah'ın şahitliğini gizlemeyiz. O zaman, biz kesinlikle zarara neden olanlardan oluruz.'' diye Allah'ı kanıt göstertilsinler [Allah'ı şahit tutarak yemin ettirilsinler].
107 Eğer o ikisi aleyhinde, gerçekten zarara neden oldukları anlaşılırsa, ikisinin yerine, üzerinde hak sahibi olan daha yakınlardan başka iki kişi şahitliği ayağa kaldırsın ve: ''Bizim şahitliğimiz, kesinlikle o ikisinin şahitliğinden daha gerçektir. Biz kimsenin hakkına girmedik. O taktirde, biz kesinlikle yanlış yapanlardan oluruz.'' diye Allah'ı kanıt göstertilsinler [Allah'ı şahit tutarak yemin ettirilsinler].
108 İşte bu, şahitliğin tam olarak yerine getirilmesine veya yeminlerinin ardından, yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına daha yakın olandır. Allah'ın sınırlarına uyup korunun ve kulak verin. Allah, yoldan çıkanlar halkına yol göstermez.
109 Allah'ın, elçileri bir araya getirdiği gün: ''Size ne cevap verildi?'' der [1]. ''Bizim bilgimiz yoktur. Görünmeyenleri, bilinmeyenleri, sezilmeyenleri bilenin ta kendisi sensin.'' derler [2].
110 Hani Allah: ''Ey Meryem oğlu İsa! Allah seni arınmış, tertemiz bilgi ile güçlendirdiğindeki [2:87-253], yüksek makamda ve yetişkin biri olarak insanlarla konuştuğundaki, sana kitabı [yasayı], adaleti sağlayan en doğru hükümleri, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettiğindeki [3:48], benim koyduğum kurallar çerçevesinde, çamurdan kuş şekli gibi bir şey oluşturup içine üflediğinde, benim koyduğum kurallar çerçevesinde uçup giden olduğundaki, benim koyduğum kurallar çerçevesinde görme sorunları olanları ve yılan, akrep sokmalarını uzaklaştırdığındaki, benim koyduğum kurallar çerçevesinde [manevi] ölüleri çıkardığındaki [1], onlara apaçık kanıtlarla gittiğinde, onlardan gerçekleri örtenler: ''Bu açıkça etkili bir aldatmacanın dışında bir şey değildir.'' dediklerinde [61:6], İsrailoğulları'nın ellerini senden çektiğimdeki, sana ve annene olan nimetimi aklından çıkarma.'' demişti.
111 Havarilere: ''Bana ve elçime inanıp güvenin.'' diye vahyettiğimde: ''İnanıp güvendik, bizim Müslimler [1] olmamıza şahit ol.'' demişlerdi [3:52].
112 Hani Havariler: ''Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra [vahiy ziyafeti] indirmeyi kabul eder mi?'' demişlerdi de: ''Eğer inanıp güvenenler iseniz, Allah'ın sınırlarına uyup korunun.'' demişti.
113 ''İstiyoruz ki ondan nasiplenelim, kalplerimiz tatmin olsun, bize doğru söylediğini bilelim ve hakkında şahitlerden olalım [3:53].'' demişlerdi.
114 Meryem oğlu İsa: ''Rabbimiz olan Allah'ım, bize gökten bir sofra indir ki; bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızıklandıranların hayırlısısın.'' demişti.
115 Allah: ''Ben onu size indirenim. Sizden kim ardından gerçekleri örterse, ben de, alemlerden hiç kimseyi azaba uğratmadığım bir azapla onu azaba uğratırım.'' dedi.
116 Allah: ''Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, 'Allah'ın yanı sıra beni ve annemi de iki ilah olarak edinin' diye sen mi dedin?'' dediğinde: ''Seni tenzih ederim. Benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem olur şey değildir. Eğer onu söylemişsem, sen onu bilirsin. Sen nefsimde olanı bilirsin, ben ise, nefsinde olanı bilmem. Sen, görünmeyenleri, bilinmeyenleri, sezilmeyenleri bilenin ta kendisi sensin.'' dedi.
117 ''Onlara, bana emrettiğin, ''Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk etmeleri [1]'' dışında bir şey demedim [2]. İçlerinde olduğum sürece, onların üzerinde şahittim. Sen beni vefat ettirdiğinde ise, onların üzerinde gözetleyici sen oldun. Ve sen, her şeye şahitsin.'' dedi [3].
118 ''Eğer onları azaba uğratırsan, onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan da, sen, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olanın ta kendisisin [1].''
119 Allah: ''Bu, özü sözü doğru olanların [1], doğruluklarının menfaat sağladığı gündür. Onlara, orada ebedi olarak kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçeler vardır. Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuştur. Hak edilen muazzam kazanç işte budur.'' dedi.
120 Göklerin ve yeryüzünün ve içinde olanların hükümdarlığı Allah'a aittir. O, her şeye bir ölçü koyandır.