⚖️ Karşılaştır
11. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Hûd Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Güçlü, yönlendirici, lider; ayetleri muhkem kılınmış [sıkıca bağlanmış, gevşemesi ve bozulması engellenmiş, dış etkilere karşı korunaklı kılınmış] sonra da, bozulmayı engelleyen, adaleti sağlayan en doğru hükümleri veren ve haberdar olan tarafından ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.

2 İyi bilin ki bu, Allah'ın dışında kimseye kulluk etmeyin diyedir [1]. Şüphesiz ben [Kur'an], size O'ndan uyarıcı ve müjdeciyim [41:4].

3 Ve Rabbinizin bağışlamasını dilemeniz, sonra O'na itaate yönelmeniz [1], böylece adı belirlenmiş sürenin sonuna kadar sizi iyi bir yararlandırmayla yararlandırması ve her armağan sahibine armağanını vermesi için [2]. Şayet yüz çevirirseniz / dikkate almazsanız, ben, aleyhinize olan büyük bir günün azabından korkarım.

4 Dönüşünüz Allah'adır. Ve O, her şeye bir ölçü koyandır.

5 İyi bilin ki! Şüphesiz onlar, ondan [Kur'an'dan] gizlenmek için göğüslerini iki büklüm ederler. İyi bilin ki! Onlar, elbiselerine örtündükleri [niyetlerini gizledikleri] zaman, gizledikleri şeyleri de, açığa vurdukları şeyleri de bilir. Şüphesiz O, göğüslerde olanı bilendir.

6 Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan küçük büyük hiçbir canlı yoktur. O, onun konaklama yerini de, konulduğu yeri [1] de bilir. Hepsi apaçık bir kitaptadır.

7 O, hanginiz daha iyi amel işlediğini ortaya çıkarmak için [1], arşı [egemenlik alnı / evren] su üzerinde iken [2], gökleri ve yeryüzünü altı aşamada oluşturdu [3]. Şayet onlara: ''Şüphesiz siz, ölümün ardından harekete geçirilenler olacaksınız.'' desen, gerçekleri örtenler kesinlikle: ''Bu, apaçık bir büyüleyiciliğin [etkili bir aldatmacanın] dışında bir şey değildir.'' derler.

8 Sayılı [belirli] bir önderli toplum olana kadar onlardan azabı ertelesek kesinlikle: ''Onu tutan nedir?'' derler. İyi bilin ki! ''Onlara geldiği gün, [alay ettikleri azap] onlardan çevrilmez. Ve alay etmekte oldukları o şey onları kuşatmıştır [cezadan kurtulamazlar].

9 Şayet insana bizden bir rahmet tattırsak, sonra onu ondan çekip alsak, şüphesiz o, karamsarlığa kapılır [1], bir nankör olur.

10 Ona temas eden bir darlığın ardından ona nimetler tattırsak da kesinlikle: ''Kötülükler benden gitti [kurtuldum].'' der. Şüphesiz o, şımarıktır, böbürlenendir [1].

11 Ancak, dirençli olanlar ve düzeltici işler yapanlar öyle değildir. İşte onlara, bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır [5:9, 22:50].

12 ''Onunla bir melek gelse veya üzerine birikmiş bir hazine indirilseydi ya.'' demelerinden dolayı göğsün daralıcısın diye sana vahyedilmekte olanı terk edicisin. Şüphesiz sen bir uyarıcısın. Her şeyin üzerine dayanak olan Allah'tır.

13 Yoksa onu uydurdu mu diyorlar [1]? De ki! ''Şayet doğru sözlüler iseniz, uydurulmuş olanlardan da olsa, onun benzeri on sure getirin ve Allah'ın yakınından gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın.''

14 Size cevap vermezlerse bilin ki; O'nun dışında bir ilahın olmamasından dolayı, ancak Allah'ın ilmiyle [4:166, 7:52] indirilmiştir. Artık Müslimler misiniz [1]?

15 Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini istiyorsa, onlara orada amellerinin tam karşılığını tastamam veririz. Ve onlara orada eksiltme yapılmaz [1].

16 İşte onlara, ahirette ateşin dışında bir şey yoktur. Orada, ürettikleri şeyler hiç olmuştur ve yapmakta oldukları şeyler de geçersizdir [1].

17 Onun öncesinde bir önder ve bir rahmet olan Musa'nın kitabı varken [46:12], Ondan bir şahidin tilavet ettiği [1] ve Rabbinden apaçık bir kanıt üzere olan kimse gibi midir [2]? Onlar, ona da [3] inanıp güvenirler. Taraflardan kim onun hakkındaki gerçekleri örterse, ona vaat edilen ateştir. Ondan dolayı bir tereddüdün olmasın. Şüphesiz o, Rabbinden bir gerçektir. Lakin insanların çoğu inanıp güvenmiyor.

18 Yalanı Allah'a iftira atan kimseden daha yanlışta olan kimdir? Onlar Rablerine sunulurlar ve şahitler: ''Rableri üzerine yalan söyleyenler bunlardır.'' der. İyi bilin ki! Allah'ın laneti [rahmetinden dışlaması] yanlış yapanların üzerinedir.

19 Onlar ki, Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. Ve onlar, ahiret hakkında da gerçekleri örterler.

20 Onlar, yeryüzünde aciz bırakıcılar olamazlar. Ve onlara, Allah'ın yanı sıra yakınlar, yol göstericiler, müttefikler de yoktur. Onlara azap katlanır. Onlar, kulak vermeye güç yetiriyor değillerdi. Ve hakikati görüyor da değillerdi.

21 Onlar, kendilerini kayba uğrattılar. Ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gitti.

22 Gerçekten onlar, ahirette daha çok kayba uğrayanlardır.

23 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlar ve Rablerine samimiyetle bağlı olanlar ise, onlar cennet arkadaşlarıdır, onlar orada kalıcıdırlar.

24 O iki kesimin örneği, kör ve sağır ile hakikati gören ve kulak veren gibidir. Örnek olarak bunlar eşit olabilir mi? Bu bilgileri kullanmaz mısınız?

25 Şüphesiz Nuh'u halkına gönderdik: ''Şüphesiz ben size açıkça bir uyarıcıyım [71:2].''

26 Allah'ın dışında kimseye kulluk etmeyin diye. Şüphesiz ben, aleyhinize olan can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.

27 Halkından gerçekleri örten ileri gelenler: ''Seni bizim gibi bir beşerin dışında bir şey olarak görmüyoruz. Ve, görüş ortaya koymada daha düşük seviyeli olanlarımızın dışındakilerin sana uyduğunu da görmüyoruz. Ve sizin üzerimize fazlalıktan bir şey de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılardan olduğunuza kanaat getiriyoruz.'' dediler [1].

28 ''Ey halkım, dikkat ettiniz mi? Şayet ben Rabbimden apaçık bir kanıt üzerinde idiysem ve bana katından bir rahmet verilmiş, size körleştirilmişse [siz göremiyorsanız], siz ona karşı hoşlanmayanlar olduğunuz halde, onu size gerekli kılabilir miyiz [1]?'' dedi.

29 ''Ey halkım! Onun üzerine sizden bir mal istemiyorum. Karşılığım Allah'a aittir. Ben inanıp güvenenleri kovucu da değilim [1]. Şüphesiz onlar, Rablerine karşılaşıcıdırlar. Lakin ben, sizi cahillik eden bir halk olarak görüyorum.''

30 ''Ey halkım! Şayet onları kovsam, Allah'tan [gelecek cezaya karşı] bana kim yardım edebilir? Bu bilgileri kullanmaz mısınız?

31 ''Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyenleri de bilmiyorum. Ve ben, bir meleğim de demiyorum. Gözlerinizin küçümsediği kimseler hakkında, Allah onlara asla bir hayır vermez de demiyorum. Allah kendilerinde olanı daha iyi bilir. Şüphesiz o zaman ben, kesinlikle yanlış yapanlardan olurum.''

32 ''Ey Nuh! Şüphesiz bizimle mücadele edip, bizim de mücadelemizi çoğalttın. Şayet doğru sözlülerden isen, bize vaat ettiğin şeyi getir.'' dediler.

33 ''Şüphesiz Allah, gerekli görürse onu size getirir ve siz aciz bırakamazsınız.'' dedi.

34 ''Şayet size nasihat etmeyi dilemişsem, Allah da sizin sapkınlıkta ileri gitmenizi diliyor idiyse, nasihatim size menfaat sağlamaz. Rabbiniz O'dur. Ve O'na döndürülüyorsunuz.''

35 Yoksa onu uydurdu mu diyorlar [1]? De ki! ''Onu uydurmuşsam suçu üzerimedir. Ve ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlarla ilişkim yoktur.''

36 Ve Nuh'a: ''Şu bir gerçek ki, halkından inanıp güvenenler dışında asla kimse inanıp güvenmez. Yapmakta oldukları şeylerden dolayı sıkıntıya girme.'' diye vahyedildi.

37 ”Vahyimiz ve gözetimimiz altında gemiyi yap. Yanlış yapan kimseler hakkında benimle muhatap olma [1]. Şüphesiz onlar, boğulacaklardır.”

38 Ve o gemiyi yaparken, halkından ileri gelenler oradan gidip gelirken, her defasında ondan dolayı küçümsediler. ''Siz bizi küçümsüyorsanız, biz de sizin küçümsediğiniz gibi sizi küçümseriz.'' dedi.

39 ''Onu rezil eden azabın kime gelmekte olduğunu ve kalıcı bir azabın kimin üzerine inmekte olduğunu öğreneceksiniz [39:40].''

40 Emrimiz geldiğinde ve tennur kaynadığında [iş kızıştığında 23:27]: ''Oraya, öncesinde aleyhlerine sözü geçmiş [azaba uğratılmalarına hüküm verilmiş] kimseler dışında, her [ihtiyacınız olandan] iki çiftten iki tane ve ahalini ve inanıp güvenen kimseleri yükle.'' dedik. Ve azı dışında, onunla birlikte inanıp güvenen yoktu.

41 ''Oraya binin. Onun akışı da, duruşu da Allah adınadır. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir.'' dedi.

42 Ve o, dağlar gibi dalgaların içinde akarken, ayrı bir yere çekilen oğluna: ''Ey oğlum! Bizimle bin. Gerçekleri örtenlerle beraber olma.'' diye seslendi.

43 ''Dağa sığınacağım, beni sudan korur.'' dedi. ''Merhamet ettiği dışında, bugün Allah'ın emrinden koruyacak yoktur.'' dedi. Ve aralarına dalgalar girdi. Böylece boğulanlardan oldu.

44 ''Ey yer! Suyunu yut. Ve ey gök! Sen de tut.'' denildi. Ve su eksildi, iş gerçekleştirildi ve Cudi'nin üzerine düzgün bir şekilde oturdu. Ve yanlış yapanlar halkı için ''Uzaklık vardır'' denildi [1].

45 Ve Nuh Rabbine seslendi: ''Rabbim, oğlum benim ahalimdendi. Ve şüphesiz senin vaadin haktır. Ve şüphesiz sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin.'' dedi.

46 ''Ey Nuh! Şüphesiz o ahalinden değildi. Şüphesiz o [yaptıkları], düzeltici olmayan bir ameldi [bozgunculuktu]. Hakkında ilmin olmayan şeyi benden isteme. Şüphesiz ben, cahillerden olmandan dolayı sana öğüt veriyorum.'' dedi.

47 ''Rabbim, şüphesiz ben, hakkında ilmim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınıyorum. Ve şayet beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, kayba uğrayanlardan olurum.'' dedi.

48 ''Ey Nuh! Senin üzerine ve seninle birlikte olan kimselerden oluşan önderli toplumların üzerine bizden bir esenlik ve bereketlerle in. Ve onları yararlandıracağımız, sonra bizden can yakıcı bir azap temas edecek önderli toplumlar da vardır.'' denildi [17:58].

49 İşte bunlar, sana vahyettiğimiz, görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen haberlerdendir. Bundan önce sen ve halkın onu biliyor değildiniz. Dirençli ol. Şüphesiz akıbeti, vahyin sınırlarına uyup korunanlar içindir.

50 Ve Ad'a kardeşleri Hud. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Size O'nun dışında bir ilah yoktur. Siz, iftira atanların dışında bir şey değilsiniz." dedi.

51 "Ey halkım! Onun üzerine sizden bir karşılık istemiyorum. Karşılığım, fıtratımı belirleyenin [1] üzerinedir. Aklınızı kullanmaz mısınız?"

52 "Ey halkım! Rabbinizin bağışlamasını dileyin. Sonra O'na itaate yönelin [1]. Göğü üzerinize bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet artırsın [2]. Suçta ileri gidenler olarak yüz çevirmeyin."

53 "Ey Hud! Bize apaçık bir kanıtla gelmedin. Biz, senin sözünden dolayı ilahlarımızı terk edici değiliz. Ve biz, sana inanıp güvenenler de değiliz." dediler.

54 11:54-55: "İlahlarımızın bazısı seni kötülükle çarpmış demenin dışında bir şey söylemiyoruz." Dedi ki: "Şüphesiz ben, Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun. Gerçekten benim, Allah'ın yanı sıra ortak koştuğunuz şeylerle ilişkim yoktur. Topunuz bana plan yapın, sonra da beni gözetmeyin!"

55 11:54-55: "İlahlarımızın bazısı seni kötülükle çarpmış demenin dışında bir şey söylemiyoruz." Dedi ki: "Şüphesiz ben, Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun. Gerçekten benim, Allah'ın yanı sıra ortak koştuğunuz şeylerle ilişkim yoktur. Topunuz bana plan yapın, sonra da beni gözetmeyin!"

56 "Şüphesiz ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a güvenip dayandım. O'nun perçemiyle tutmadığı [kontrolünde olmayan] hareket eden hiçbir canlı yoktur. Şüphesiz Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir."

57 "Şayet yüz çevirirseniz / dikkate almazsanız, şüphesiz onunla gönderildiğim şeyi size tebliğ ettim. Rabbim sizden başka bir halkı yerinize getirir [1]. Ve hiçbir şekilde O'na darlık veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyin üzerinde koruyucudur."

58 Emrimiz geldiğinde, bizden bir rahmetle Hud'u ve onunla birlikte inanıp güvenenleri kurtardık. Onları katı / sağlam bir azaptan kurtardık [1].

59 İşte Ad. Rablerinin ayetlerini reddettiler, elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emrine / işine uydular.

60 Bu dünyada da, kıyamet gününde de Allah'ın rahmetinden dışlanmak peşlerindedir. İyi bilin ki Ad, Rablerine nankörlük etti. İyi bilin ki, Hud'un halkı Ad için uzaklık vardır [1].

61 Ve Semud'a kardeşleri Salih. "Allah'a kulluk edin. Size O'nun dışında bir ilah yoktur. O, sizi yerden inşa etti ve sizi orada bayındır kıldı. O'nun bağışlamasını dileyin. Sonra hatanızdan kesin dönüş yaparak O'na itaate yönelin [1]. Şüphesiz Rabbim yakındır, cevap verendir [2:186, 40:60]." dedi.

62 "Ey Salih! Şüphesiz sen, bundan önce içimizde beklentide olunan / ümit beslenen biriydin. Atalarımızın kulluk ettiği şeye kulluk etmekten bizi engelliyor musun? Şüphesiz biz, bizi davet ettiğin şeyden, yeterli, ikna edici bilgiye sahip değiliz, ona karşı tereddüt ediyoruz." dediler.

63 "Ey halkım! Dikkat ettiniz mi? Şayet Rabbimden apaçık bir kanıt üzerinde idiysem ve bana O'ndan bir rahmet verilmişse. Bu durumda, şayet O'na asi olursam, Allah'tan [gelecek azabından] bana kim yardım edebilir? Kaybımdan başka bir şeyimi de arttırmamış olursunuz." dedi.

64 "Ey halkım! Bu, Allah'ın dişi devesi [kamunun gelir kaynaklarının kullanım ilkeleri] size ayettir. Bırakın Allah'ın yerinde nasiplensin. Ona kötülükle dokunmayın [kamunun gelir kaynaklarına zarar vermeyin]. Yoksa, yakın bir azaba tutulursunuz."

65 Onun [kurumların] ayaklarını kestiler. "Yurdunuzda üç gün yararlanın [çok az zamanınız kaldı]. Bu, yalan bir vaat değildir." dedi.

66 Emrimiz geldiğinde, bizden bir rahmetle, Salih'i ve onunla birlikte inanıp güvenenleri o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin, üstün bir güce sahip olanın ta kendisidir..

67 Yanlış yapanları o çığlık tuttu. Yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

68 Orada hiç zenginlik sürmemiş gibiydiler. İyi bilin ki, Semud Rablerine nankörlük etti. İyi bilin ki, Semud için uzaklık vardır [1].

69 Şüphesiz elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelmişti. "Esenlik" dediler. "Esenlik" dedi [15:52, 51:25]. Arıtılmış bir buzağı [1] getirmeye gecikmedi.

70 Ellerinin ona doğru uzanmadığını görünce, onları yadırgadı ve onlardan korkuya kapıldı [51:28]. "Korkma. Şüphesiz biz, Lut halkına gönderildik." dediler.

71 Ayaklanmış olan kadını kahkaha attı [1]. Ona İshak'ı ve İshak'ın arkasından Yakub'u müjdeledik.

72 "Vay halime. Ben mi doğuracağım? Ben acizim [1], şu kocam da ihtiyardır. Şüphesiz bu, hayret edilecek bir şeydir." dedi.

73 "Allah'ın emrinden dolayı mı hayret ediyorsun? Ev ahalisi! Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinizedir. Şüphesiz O, her işini kusursuz yapandır, şanı yücedir." dediler.

74 İbrahim'den korku gidince ve ona müjde gelince, Lut halkı hakkında bizimle [elçilerimizle] mücadeleye başladı.

75 Şüphesiz İbrahim, yumuşak huylu, duygusal [9:114], daima Allah'a yönelen / bağlı biriydi.

76 ''Ey İbrahim! Bundan geri dur [1]. Şüphesiz o Rabbinin emri gelmiştir. Şüphesiz onlara, geri döndürülmesi olmayan bir azap gelmektedir.''

77 Elçilerimiz Lut'a geldiğinde, onlardan dolayı kötüleşti ve aşırı şekilde daraldı. ''Bu zor / çetin bir gün.'' dedi [29:33].

78 Ve halkı koşarak ona doğru geldi. Önceden kötülükler yapmakta idiler. ''Ey halkım! Bunlar, [halkımın içerisindeki] kızlarım. Onlar size daha temizdir. Allah'ın sınırlarına uyup kendinizi azabından koruyun, konuklarım için beni rezil etmeyin. Sizden reşit [aklı başında, olgun] bir adam yok mu?'' dedi.

79 ''Şüphesiz kızlarında bizim hakkımız [amacımız] olmadığını biliyorsun. Şüphesiz sen, istediğimiz şeyi de biliyorsun.'' dediler.

80 ''Gerçekten bende size karşı bir kuvvet olsaydı veya güçlü bir dayanağa sığınabilseydim.'' dedi.

81 ''Ey Lut! Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. Sana asla ulaşamazlar [dokunamazlar]. Ahalinle gecenin bir kesitinde yola çık. Kadının dışında, sizden tek bir kişi bile ardına dönüp bakmasın. Şüphesiz onlara isabet edecek olan şey ona da isabet edecektir. Onlara vaat edilen o sabahtır. O sabah yakın değil mi?'' dediler.

82 Emrimiz geldiğinde orayı alt üst ettik. Üzerine, üst üste yığılmış, pişmiş çamurdan taşlar yağdırdık [1].

83 Rabbinin katında belirlenmiş. Ve o, yanlış yapanlardan uzak değildir [51:34].

84 Ve Medyen'e kardeşleri Şuayb. ''Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Size O'nun dışında bir ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı kısmayın. Sizi bir hayırla görüyorum [hayrınızı istiyorum: 11:88]. Şüphesiz ben, aleyhinize kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.'' dedi.

85 ''Ey halkım! Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle tam ifa edin. İnsanların eşyalarını eksiltmeyin [1]. Bozguncular olarak yeryüzünde kargaşa çıkarmayın [29:36].''

86 “Şayet inanıp güvenmiş iseniz, Allah'ın bıraktığı size hayırlıdır [1]. Ben sizin üzerinize koruyucu değilim.''

87 ''Ey Şuayb! Atalarımızın kulluk ettiği şeyleri veya mallarımızı gerekli gördüğümüz şekilde yapmamızı terk etmemizi sana salatın [1] mı emrediyor? Şüphesiz sen, yumuşak huylu, reşit [aklı başında, olgun] birisin.'' dediler.

88 ''Ey halkım! Dikkat ettiniz mi? Şayet Rabbimden apaçık bir kanıt üzerinde isem ve beni O'ndan iyi bir rızıkla rızıklandırmışsa. Sizi engellediğim o şeylerden dolayı sizinle muhalefet etmek istemiyorum. Gücümün yettiği kadar düzeltmekten başka bir şey de istemiyorum. Uygunluğum / başarım ancak Allah iledir. O'na güvenip dayandım. Daima O'na yönelirim / bağlıyım." dedi.

89 "Ey halkım! Benimle ayrı düşmeniz; Nuh'un halkına, Hud'un halkına veya Salih'in halkına isabet eden şeylerin benzerinin size isabet etmesine sizi yönlendirmesin. Lut halkı sizden uzak değildir."

90 "Rabbinizin bağışlamasını dileyin ve hatanızdan kesin dönüş yaparak O'na itaate yönelin [1]. Şüphesiz Rabbim, merhamet edendir, sevendir."

91 "Ey Şuayb! Söylediğin şeylerden çoğunu kavrayamıyoruz. Ve şüphesiz seni, içimizde zayıf olarak görüyoruz. Yakın çevren olmasaydı kesinlikle seni taşlardık. Senin bize karşı bir üstünlüğün yoktur." dediler.

92 "Ey halkım! Size karşı yakın çevrem Allah'tan daha mı üstün ki, O'nu arkanızda sırt dönülmüş edindiniz [1]? Şüphesiz Rabbim, yapmakta olduğunuz şeyleri kuşatandır." dedi.

93 "Ey halkım! Bulunduğunuz yerde yapacağınızı yapın, şüphesiz ben de yapmaktayım. O yalancı kimmiş, onu rezil eden azap kime gelecekmiş bileceksiniz. Gözetleyin. Şüphesiz ben de sizinle birlikte gözetlemekteyim.

94 Emrimiz geldiğinde bizden bir rahmetle Şuayb'i ve onunla birlikte inanıp güvenenleri kurtardık. Yanlış yapanları o çığlık tuttu. Yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

95 Orada bir zenginlik sürmemiş gibiydiler. İyi bilin ki, Semud uzak olduğu gibi, Medyen için de uzaklık [1] vardır.

96 Şüphesiz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik [1].

97 Firavun ve ileri gelenlerine. Firavun’un emrine uydular. Firavunun emri / işi reşit [1] değildi.

98 Kıyamet günü, halkının önüne düşer ve onları ateşe götürür [28:41, 40:41]. Varılan yer, ne sıkıntılı bir yerdir.

99 Bu dünyada da, kıyamet gününde de Allah'ın rahmetinden dışlanmak peşlerindedir [28:42]. Paylarına düşen ne sıkıntılı bir paydır.

100 İşte bu, kentlerin önemli haberlerindendir, onu sana anlatıyoruz. Ondan ayakta olanı da var, hasat edilmiş olanı da.

101 Biz onlara yanlış yapmadık lakin onlar kendilerine yanlış yaptılar. Rabbinin emri geldiğinde de, Allah'ın yanı sıra çağrıda bulundukları ilahları onlardan bir şey gidermedi. Onların, kayıptan / ziyandan başka bir şeylerini de arttırmadı.

102 O yanlış yapan kentleri tuttuğunda, Rabbinin tutuşu işte böyledir. Şüphesiz O'nun tutuşu can yakıcıdır, şiddetlidir.

103 Ahiret azabından korkan kimse için, şüphesiz bunda bir ayet vardır. Şüphesiz bu, insanların toplandığı bir gündür. Ve bu şahit olunan bir gündür.

104 Onu [hesap gününü], sayısı belirli bir sürenin sonu için erteliyoruz.

105 O gün geldiğinde, O'nun koyduğu kurallar çerçevesi dışında hiç kimse kelam edemez. Onlardan kimisi mutlu ve kimisi de mutsuzdur.

106 Mutsuz olanlar ateştedir [87:12]. Orada inleme ve uğultu vardır.

107 Rabbinin gerekli görmesi dışında [6:128], gökler ve yer devam ettikçe onlar orada kalıcıdırlar. Şüphesiz Rabbin, dilediğini yapandır.

108 Mutlu olanlar ise cennettedir. Rabbinin gerekli görmesi dışında, kesintisiz olarak verilmek üzere, gökler ver devam ettikçe [1] onlar orada kalıcıdırlar.

109 Bunların kulluk ettikleri hakkında bir tereddüt içinde olma. Önceden atalarının kulluk ettiği gibi kulluk etmenin dışında bir şey yapmıyorlar. Ve şüphesiz biz, onların nasiplerini kısmadan, tastamam ifa ederiz.

110 Şüphesiz Musa'ya kitabı vermiştik de onda ihtilafa düşmüşlerdi. Öncesinde Rabbinden bir kelime [takdir edilmiş hüküm] olmasaydı, kesinlikle aralarında hüküm gerçekleştirilirdi. Şüphesiz onlar, yeterli bilgiye sahip değiller ve ondan tereddüt içindeler [1].

111 Ve şüphesiz Rabbin, onların hepsinin amellerinin karşılığını tastamam ifa eder. Şüphesiz O, yaptıkları şeylerden haberdardır.

112 Emrolduğun gibi dosdoğru ol [1]. Seninle birlikte hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelen kimseler de. Ve bardağı taşırmayın. Şüphesiz O, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.

113 Yanlış yapanlara yanaşmayın, yoksa size de ateş temas eder [1]. Size, Allah'ın yanı sıra yakınlar, yol göstericiler, müttefikler de yoktur. Sonra size yardım da edilmez.

114 Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakınlarında [1] salatı ikame et [2]. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir [3]. Bu, zikredenler için bir zikirdir [4].

115 Dirençli ol. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların karşılığını zayi etmez.

116 Sizden önceki kuşaklardan; onlardan kurtardığımız az bir kimse dışında, yeryüzünde bozgunculuktan engelleyen bakiye [söz, eser] sahipleri olmuş olsaydı. Yanlış yapanlar refaha kavuşturuldukları şeylere uydular ve suçta ileri gidenler oldular [19:59][1].

117 Rabbin, ahalisi ıslah ediciler olduğu durumda, kentleri, yanlış yaparak yıkıma uğratıyor değildi.

118 Şayet Rabbin gerekli görseydi, kesinlikle insanları tek önderli bir toplum kılardı. Onlar, ihtilaf etmeye devam ediyorlar.

119 Rabbinin merhamet ettiği kimseler dışında [1]. Onları bunun için oluşturdu. Ve Rabbinin kelimesi [takdir ettiği hükmü] tamamlandı: ''Kesinlikle cehennemi, insanlardan ve cinlerden [2] hepsinden dolduracağım [3].

120 Onunla gönlünü sağlamlaştıracağımız elçilerin önemli haberlerinden gerekli olan hepsini sana anlatıyoruz. Bu konuda sana gerçek ve inanıp güvenenler için bir öğüt ve bir hatırlatıcı bilgi gelmiştir.

121 İnanıp güvenmeyenlere de ki: ''Bulunduğunuz yerde yapacağınızı yapın. Şüphesiz biz de yapıyoruz.''

122 ''Gözleyin. Şüphesiz biz de gözleyenleriz.

123 Göklerin ve yeryüzünün görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni Allah'a aittir. Bütün iş O'na döndürülür. O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan. Rabbin yaptığınız şeylerden gafil değildir.

← 10. Yûnus 12. Yûsuf →