1 42:1-2: Ardı ardına, birbirinin izini süren uyarılar, uyarıcılar, elçiler gönderen, ileten kimdir?
2 42:1-2: Ardı ardına, birbirinin izini süren uyarılar, uyarıcılar, elçiler gönderen, ileten kimdir?
3 İşte böyle sana ve senden öncekilere vahyeden, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olan Allah.
4 Göklerde ve yeryüzündekiler O'nundur. Ve O, muazzam bir yüceliğe sahiptir.
5 Gökler, üzerlerinden neredeyse çatlayacak [19:90]. Ve melekler [haberci ayetler], Her işini kusursuz yapmasıyla Rablerini bütün noksanlıklardan tenzih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki O, merhamet edip bağışlayan Allah'ın ta kendisidir.
6 O'nun yanı sıra yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinenleri de koruyan Allah'tır. Sen onlara dayanak değilsin.
7 Kentlerin anasını ve çevresindekileri uyarman için ve içerisinde hiç bir belirsizlik olmayan toplanma gününü uyarasın diye; açık, anlaşılır bir hitap kümesi olarak [1] sana da işte böyle vahyettik. Kimisi cennettedir ve kimisi de tutuşturanın içerisindedir.
8 Allah gerekli görseydi, onları tek önderli [iradesiz] bir toplum kılardı. Fakat, gerekli gördüğünü rahmetine dahil eder. Yanlış yapanlar var ya, onlara, yakından, yol göstericiden, müttefikten ve yardımcıdan kimse yoktur.
9 Yoksa O'nun yanı sıra yakınlar, yol göstericiler, müttefikler mi edindiler? O'dur yakın, yol gösterici, müttefik olan Allah. Ölüleri O diriltir. O, her şeye ölçü koyandır.
10 Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir [1]. Rabbim işte bu Allah'tır. O'na güvenip dayandım ve daima O'na yönelirim / bağlı kalırım.
11 Göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyendir [1]. Size kendinizden çiftler [30:21] ve etinden ve sütünden yararlandığınız hayvanlardan çiftler kıldı. Orada sizi üretiyor [2]. Onun misli, benzeri gibi bir şey yoktur [3]. O, işitip hakkıyla görendir.
12 Göklerin ve yeryüzünün kilitleri O'nundur. Rızkı, gereğini yapan kimse için bollaştırır veya ölçülü verir. Şüphesiz O, her şeyi bilendir.
13 Onunla [Kur'an'la], Nuh'a vasiyet ettiğini [yükümlü kıldığını] dinden size şeriat [1] yaptı. Ve sana onunla, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi [yükümlü kıldığımızı] vahyettik: ''Dini ikame etmeniz ve onda ayrılığa düşmemeniz [2].'' Kendisine davet ettiğin şey ortak koşanlara büyük geldi [3] Allah, kimi gerekli görürse kendisine seçer ve daima kendisine yönelene / bağlı kalana yol gösterir [13:27][4].
14 Onlar ancak, kendilerine gelen ilmin ardından aralarındaki aşırı sapkınlığın dışında bir sebepten ayrılığa düşmediler. Rabbinden adı belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar önceden takdir edilmiş bir hüküm [1] olmasaydı, kesinlikle aralarında hüküm [azap, ceza] gerçekleştirilirdi. Şüphesiz onların ardından kitaba varis olanlar, yeterli bilgiye sahip olamamaktan ondan belirsizlik içerisindedirler [2].
15 İşte bunun için davet et. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol [1]. Onların hevalarına uyma. Ve de ki! ''Allah'ın kitaptan indirdiğine inanıp güvendim [2]. Aranızda adaleti gerçekleştirmek için emrolundum [3]. Bizim ve sizin de Rabbiniz Allah'tır. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Aramızda delile, tartışmaya gerek yoktur [2:139]. Allah aramızı bulur, bizi bir araya getirir. Varış yeri O'nadır.
16 Kendilerine cevap verilmesinin ardından, Allah hakkında ileri geri konuşanların delilleri Rableri katında geçersizdir. Hoşnutsuzluk onların üzerindedir. Ve onlara şiddetli bir azap vardır [1].
17 Allah, kitabı ve teraziyi [adalet dengesini sağlayan ölçüyü] gerçek bir amaçla indirdi [55:7-8, 57:25]. Sana ne idrak ettirebilir ki, belki de o saat yakındır.
18 Ona [son saate] inanmayanlar, ona acele ediyorlar. Ona inananlar ise, ondan titrerler [21:49] ve onun gerçek olduğunu bilirler. Şüphesiz saat hakkında tartışanlar, uzak / geri dönüşü olmayan bir sapıklığın içerisindedirler.
19 Allah, kullarına bütün ayrıntıları düzenleyendir, gereğini yapanı rızıklandırır. O, üstün bir kuvvete sahiptir.
20 Kim ahiret ekinini isterse, ekininde ona artırırız. Kim dünya ekinini isterse de, ona ondan veririz [1]. Ve ona ahirette nasipten bir şey yoktur.
21 Yoksa onların, Allah'ın kural koymadığını dinden şeriat [1] belirleyen ortakları mı var? Eğer ayırma kelimesi [2] olmasaydı, aralarında hüküm gerçekleştirilirdi. Şüphesiz o yanlış yapanlar var ya, onlara can yakıcı bir azap vardır [3].
22 O [ayırma, hesap] gün onlara vuku bulunca, yanlış yapanları kazandıklarından dolayı titreyenler olarak görürsün. İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlar sulak bahçelerdedirler. Onlara Rableri katında gerekli gördükleri vardır. Büyük armağanın ta kendisi işte budur.
23 Allah'ın, inanıp güvenen ve düzeltici işler yapan kullarını müjdelediği işte budur. De ki! ''Yakınlıkta birbirinizi sevmek [1] dışında, onun üzerine bir karşılık istemiyorum.“ Kim iyilik yapmaya devam ederse, orada ona en iyisini artırırız. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, iyiliklerin karşılığını verendir.
24 Yoksa ''Yalanı Allah'a iftira atıyor'' mu diyorlar [1]? Allah gerekli görürse, kalbinin üzerine mührü vurur. Ve Allah, batılı imha eder ve takdir ettiği hükümlerle hakikati gerçekleştirir [2]. Şüphesiz O, göğüslerde olanı bilir.
25 O, kullarından hatalarından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul eder ve kötülüklerden vazgeçer [affeder]. Ve yaptıklarınızı da bilir.
26 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlara icabet eder ve onlara armağanından artırır. Ve gerçekleri örtenler var ya, onlara şiddetli bir azap vardır.
27 Allah kulları için rızkı bol verseydi, kesinlikle yeryüzünde sapkınlıkta daha da ileri giderlerdi [43:33]. Fakat, gerekli gördüğü şekilde ölçüyle indirir. Şüphesiz O, kullarını hakkıyla görendir, haberdardır.
28 O, ümit kesmelerinin ardından yağmuru indirir ve rahmetini yayar. O, her işinde kusursuz olan, yakın, yol gösterici, müttefiktir.
29 Göklerin ve yeryüzünün oluşturulması ve orada olan küçük büyük canlılardan türetip yayması O'nun ayetlerindendir. O, gerekli gördüğünde onların toplanmasının da ölçüsünü koyandır [1].
30 Size musibetten isabet edenler, ellerinizin kazandığı şeylerledir [1]. Çoğundan da sizi affediyor [2].
31 Siz, yeryüzünde aciz bırakamazsınız. Ve size, Allah'ın yanı sıra bir yakın, yol gösterici, müttefik ve bir yardımcıdan kimse de yoktur.
32 Bol suda yüksek tepeler gibi akıp gidenler [31:31, 55:24] O'nun ayetlerindendir.
33 Gerekli görürse gücünü [1] sakinleştirir de, onun [bol suyun] sırtında hareketsiz kalırlar. Şüphesiz bunda, nimetlerinin karşılığını veren ve dirençli olan herkes için ayetler vardır.
34 Veya, onların kazandıkları şeylerle onları mahveder. Çoğundan da affediyor [siliyor, vazgeçiyor].
35 Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşanlar [1], onlara kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
36 Size verilen şeyler, dünya hayatının malıdır. İnanıp güvenenler ve Rablerine güvenip dayananlar için, Allah katında olanlar, hayırlı ve daha kalıcıdır.
37 Onlar, zarara neden olan şeylerin, aşırılık ve hayasızlıkların büyüklerinden uzak dururlar [3:135, 53:32]. Ve onlar, hoşlanmadıkları şeyler yapıldığında bağışlarlar [3:134].
38 Onlar, Rableri için icabet ederler [çağrısına uyarlar 42:47] ve cehalet ve yoksullukla mücadeleyi ayakta tutarlar. Onların işleri aralarında şura [ortak akıl] iledir. Ve, onları rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.
39 Onlara, bir saldırı isabet ettiğinde de yardımlaşırlar.
40 Kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülüktür [1]. Kim affeder ve düzeltirse [2], karşılığı Allah'a aittir. Şüphesiz O, yanlış yapanları sevmez.
41 Uğradığı yanlışın ardından, kime yardım edilirse, onların aleyhine bir yol yoktur.
42 Şüphesiz yol ancak, insanlara yanlış yapanların ve yeryüzünde haksız yere saldırganlık yapanların aleyhinedir. Onlara can yakıcı bir azap vardır.
43 Kim dirençli olur ve bağışlarsa, işte bu, kesinlikle işlerin kararlılık gerektirenidir.
44 Allah kimi sapıklıkta bırakırsa, onun ardından ona bir yakın, yol gösterici kimse yoktur [17:97]. Yanlış yapanlar, azabı gördüklerinde: ''Geri dönüşe bir yol var mı?'' derlerken görürsün.
45 Onları, zilletten boynu bükük, göz ucuyla gizli gizli gözetlerlerken [ateşin] üzerine sunulduklarını görürsün. İnanıp güvenenler: ''Şüphesiz kayba uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ahalisini kayba uğratanlardır.'' derler [39:15]. İyi bilin ki, yanlış yapanlar, kalıcı bir azabın içerisindedirler.
46 Onlara, Allah'ın yanı sıra yardım edecek, yakın, yol gösterici, müttefik de yoktur. Allah, kimi sapıklıkta bırakırsa, ona bir yol yoktur.
47 Allah'tan geri dönüşü olmayan gün gelmeden önce, Rabbinize icabet edin [davetine uyun: 42:38]. Size, o gün kaçıp sığınılacak bir yer yoktur, hiçbir şeyi inkar etmek [tanımamak][1] da yoktur.
48 Eğer geri dururlarsa [duyarsız kalırlarsa], seni onlara koruyucu göndermedik. Sana tebliğ dışında bir şey de düşmez [1]. Biz, insana bizden bir rahmet tattırdığımızda, onunla ferahlar. Ellerinin sunduklarından dolayı onlara bir kötülük isabet ederse de, o insan nankör olur [2].
49 Göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'a aittir. Gerekli gördüğünü oluşturur. Gerekli gördüğü kimse için dişiler bahşeder, gerekli gördüğü kimse için de erkekler bahşeder.
50 Veya dişiler ve erkekler olarak onları eşleştirir. Gerekli gördüğünü de kısır kılar. Şüphesiz O, ölçü koyandır [1], bilgedir.
51 Bir beşer için; vahiy yoluyla [1] veya perde ötesinden [2] veya elçi göndererek, O'nun koyduğu kurallar çerçevesinde gerekli gördüğünü vahyederek [3] olması dışında, Allah'ın ona kelam etmesi olur şey değildir. Şüphesiz O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir, yücedir.
52 Sana da, işte böyle işimizden bir ruh [1] vahyettik. Sen, o kitabı ve iman esaslarını idrak ediyor değildin [2]. Fakat, onu nur kıldık. Kullarımızdan gerekli gördüğümüze onunla yol gösteririz. Şüphesiz sen de, dosdoğru yolu göstermektesin.
53 Göklerde ve yeryüzündekilerin O'nun olduğu Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, işler Allah'a varır.